Parayı veren Düdüklüyü içer!

Burhaniye henüz tahrip edilmemiș doğasıyla güzide, hemen hemen her sokağında çokca gōrdüğümüz çeșmelerinden, kana kana su içebildiğimiz, ağaçların yeşilliği denizinin maviliği arasında gelen esintileriyle güneşin en sıcak anında bile serinleyebildiğimiz doğal yerlerimizden biri. Kapitalizmin tam olarak ulaşamadığı ama farkına vardığı yerlerimizden. Ulaştığı yerleri en ücra köşesine kadar sömüren kapitalizm, ümüğüne kadar sömürmek amacıyla, her geçen gün bir adım daha atmakta, sessizce ve sinsice.

Bu gün bunlardan biri ile ilgili konuşacağım. Adına gün atadığımız, olmazsa olmazlarından, sudan bahsedeceğim.  Farkında mısınız? Allahın bize sağladığı nimetlerden suyun bile bize ulaşımı taşeron şirketlerin elinde!

Belediyeler, yaşadığımız çevrenin daha yaşanabilir olması, su, elektrik vb hizmetleri bireye ulaştırmakla yükümlü olan ve bizim seçtiğimiz kurumlardır. Ekonomik karşılığını her yıl ödenen vergilerimizden alırlar. Yani bu hizmetleri vatandaşa satamazlar. Hele de Allah’ın nimeti olarak adlandırılıyorsa. Hiç bir kanun ve kitap bunu haklı kılamaz.

Belediyelerin görevi sadece bu nimetin vatandaşa ulaşımını kolaylaştırmaktır. Bir çok sokakta gördüğümüz hayratlar da bu amaçladır. Ve karşılığı dua veya hayır ile anılmaktır, para veya ekonomik bir kazanç edinmek değildir. Aksine hayır sahipleri, çoğu zaman, bu tesislerin maliyetlerini kendi cebinden ödemektedirler. Ve bu nedenle hayrat olarak adlandırılırlar. Belediyelerin görevi anadolunun, bu güzel alışkanlığı yaşatabilmektir sonraki nesillere aktarmaktır. Musluklarını çıkartıp, plastik tapalarla kapatıp, erişilmez kılmak ve, bu sayede,  suyun kaynağını kiraladığı şirketlere ekonomik artılar kazandırmak değil.

Bilerek veya bilmeyerek, suyunun bolluğu ve yeşilliğiyle anılan Burhaniyemiz adım adım bu tezgaha doğru çekilmektedir. Hayratlara akıtılan su kasten azaltılmakta, bir çok hayrat uydurma nedenlerle plastik tapalar takılarak, yaz boyunca, kapatılmaktadır. Ve bu, bize hizmeti en güzel şekilde getirtmek ile yükümlü kıldığımız, bu nedenle vergilerimizle idamesini sağladığımız belediyemiz eliyle yapılmaktadır.

Bu gidişe dur demenin elbet bir yolu vardır. Bizlere düşen görev bu yolun tesisi, ve konunun yaşamımızda hayati bir yeri olduğuna ve asla “sudan bir sebep” gibi tanımlarla geçiştirilemeyeceğini farketmemiz ve bu yolda demokratik haklarımızı devreye sokmamız  gerekmektedir.

Çünkü biliyoruz ki “sessizlik” karşı taraftan durumu kabullenmek olarak adlandırılmaktadır. Sessiz kalmayalım!

 

Fildişi ürünleri alma!

Dişleri uğruna katledilen bir fil

Yaban hayatı aktivistleri Perşembe günü, kaçak avcıların, son beş haftadır,  Bouba Ndjida Ulusal Parkı’ndaki en az 200 fili öldürdüklerini söyledi. Uluslararası Hayvan Refahı Fonu cinayetleri benzeri görülmemiş biçimde nitelendirdi ve hükümeti harekete geçirmeye çağırdı. Grup, parkta birçok öksüz fil buzağı bulunduğunu ve yakında ölmelerinden korktuğunu söyledi. Fillerin Asya ve Avrupa’ya giden kaçak fildişi süsler nedeniyle öldürülmüş olduğunu ifade eden örgüt, kaçak avcılar konusunda Sudan’ı sorumlu tuttu.

Dünyada fil dişinden yapılmış eşyalara talep  olduğu sürece bu katliamların sonu gelmeyecektir.  Bu nedenle fildişi eşyaları almayalım, alanları da bilgilendirelim.

(Kaynak: http://www.nytimes.com/2012/02/17/world/africa/cameroon-200-elephants-killed-in-park.html)

Şehit Eren Bülbül

Eren Bülbül

Eren Bülbül

Bir namaza bile onlarca zırhlı araç ve güvenlik unsuru ile giden siyasilerin olduğu ülkemde, teroristlerin bulundugu bir yeri gōstermek için olay yerine gūvenlik ōnlemi almadan sokulan 15 yasında bir gencin kaybı Sosyal medyada șehitlik payesi ile geçiștiriyor. PKK’ya lanet söylemleri ile olayın ardındaki ihmaller zinciri kapatılmaya çalışılıyor.

“Seni koruyamadık, Eren Būlbül,” demek yerine “Șehit” olarak sorgulanamazlar rafına atmaya çalışıyorlar bu basiretsizliği.

Olayın ne kadar acı olduğunu ateşin düştüğü ocaklar bilir. Bir yakınının basında yer alan ifadeleri de bunu doğruluyor ama içimizdeki ateşi dindiremiyor ne yazık ki.

“Caminin yanında fındık topluyor. Asker ona diyor ki. Bir gün önce orayı soyuyorlar teröristler. Tespit ediyorlar tabi. 15 yaşında çocuğa ne yelek giydirme ne bir şey. Kendileri yelek giymiyor ki çocuğa yelek giydirsinler. Bunu oraya yem olarak götürüyorlar, orada pusuya düşürüyorlar. Orada çatışmaya giriyor teröristler. Orada bizimki vuruluyor. 2 asker yaralanıyor. Evleri 2 gün önce soydular. Yiyecek olan her şeyi aldılar. Çocuğu yanlarına götürüyorlar pusuya düşüyorlar. 4 tane asker.”

 

 

 

linux

linux

Hastahanelerimizde Anadolu arslanı Pardus’un izleri. PARDUS mu? Microsoft’un Windows İșletim Sistemine, tekelciliğine karșı programcı Linus Torwalds’ın unix’ten geliștirip kaynak kodunu açık bir șekilde internet ortamında yayınladığı Linux ișletim sisteminin Tubitak bünyesindeki Uludağ grubunca düzenlenmiș hali.
Sadece Turkiye’de degil bir çok ülkede, Mandrake, Suse ve Ubuntu linux sūrūmleri, microsoft karșısında tercih edilebilir sistemler arasında yer almaktadır. Bill Gate’in kendi memleketi ABD de bile microsoft’un tekelini kırmak icin, Linux’un RedHAT sūrūmū kullanıma sūrülmūștūr.
Linux, Windows’un aksine, ofis gibi her tūrlū paket programları bünyesinde, kendisi gibi ūcretsiz olarak, sunmaktadır.
Linux sistemlerini, google üzerinden, sunucularından tamamen ücretsiz olarak indirip kurabilirsiniz. Hatta cd üzerinden çalıșabilen, kurulum gerektimeyen sürūmlerini var olan sisteminizde bir değișiklik yapmadan ōzgūrce kullanabilirsiniz

 

Ōlümūn Kıyısında Olgunlașmak

Ölümün Kıyısında Olgunlaşan Çocuk

Hiroshima

Yıl 1945…Nagasaki’ye atom bombası atılmasının ardından, kardeşinin cesedini ölülerin yakıldığı alana getiren bir Japon çocuk saygı duruşunda.
Bu resmi çeken Joe O’Donnel aslında bölgeye Amerikalılar tarafından gönderilen bir casustu. Görevi, Nagasaki ve çevresinde yüzlerce fotograf çekip bunları Amerikan genel kurmayına yollamaktı.

Continue reading

İyi

Ben bu dağların şahı avazı
Sen arsız sofraların pisboğazı
Hükmün önündeki tabağın
yanındaki uşağın kadar
Benim ise her yanım
zulmünden
arsızlığından terk insanlar,
sanki ormanlar
kayadan taştan fırlamışçasına
gün be gün artıyoruz haberin olsun
Ne yandaş basının
ne de yanındaki uşakların, anketlerin
hatırda kalacak tarihe dair.
Sırıtma,
bak siliniyor isimleriniz
astığınız yerlerden, caddelerden
Taşanlar, Evrenler ve niceleri
daha şimdiden,
etleri bile sıyrılmadan kemikten.
Oysa heykelleri dikiliyor Berkin’lerin.
Bir diktalık ömürdür yaşayacağın yani
süresi belirsiz
ilk kurşunu sıkacak sana,
– belki de en kahredicisi –
ne ben olacağım, ne de dost bildiğim.
Korktuğumuzdan değil bu
Biz cana kıymadık ki ana dair.
Yaradılanı severiz yaradandan ötürü.
Sadece ve sadece bunun için

ilk kurşunu sıkacak,…
sana tapan uşağın.
Eriyeceksin için için.
Uzatacaklar musalla taşına
Dudaklar kıpırdanacak
Ne söylediği belirsiz
Soracak imamın
bir sürü laf-ı güzaftan sonra
“Nasıl bilirdiniz meftayı?”

Gözlerde bir kinaye
Lakayt bir gülümseme dudaklarda,
“İyi bilirdik, hem de çok iyi…”

21.01.2016

HAYIR’lı günler

12 Eylül darbesi, perde arkasından kaos yaratıp, sonrası yarattıkları o kaostan (?) bizleri kurtarmak içindi. Nice yıllardan sonra bunu anlamıştık. Ama bu kayıplarımızı geri getirmedi. Acılarımızı da dindirmedi. Şimdi yine aynı oyun oynanıyor. Stratejik derinlik hayalleri ile 14 yıldır kaosa maya çalanlar, “Başkanlık” bağırtıları ile meydanlarda. Yaşattıkları tüm olumsuzlukları fıtrata, kadere ve kandırılmışlıklara bağlayan; 14 yıldır ülkeyi yönetmek için devletin üst makamlarını, tüm beceriksizliklerine rağmen, işgal edenler yeni 14 yıllara destek istiyorlar. Alırlar mı? Alabilirler. Ülke dışında yaşayan tuzukurular, Suriye’den ve diğer ülkelerden gelen devşirmeler ile, ve de en kötüsü, en berbat Yeşilçam filmini sıkılmadan yüzlerce defa izleyen aymazların bulunduğu bu coğrafyada böyle bir sonuç benim için sürpriz olmaz. Aksi, beni şaşırttır. Şaşırt beni Türkiye’m