Kırmızı

kına mı kan mı gülün rengi mi
kıymık kıymık içimizdeki bıçak
bütün sokakları acılı bir şehir
çırılçıplak öfkeler bırakır çocuklarına
ve kocaman öfkeli yalnızlıklar
avurtlarına çökmüş çaresizliğin
çocuk yüzlü deminde
çok hırpalanmış kalpler gibi sarılır
ellerin elime
kına mı kan mı gül kurusu mu bu yalnızlık
bu dökülen yüz yalnız benim yüzüm mü
bu ağaçları yolunmuş sokaklarda
kaybettiğim yalnız benim onurum mu
yalnız benim mi bu iki yana düşmüş çaresiz kollar
bu umutsuz bakışlar yalnız benim mi
benim mi yalnız bu çatık kaşlar
sustukça acıyan bu dil
bakmaya utanan bu iki göz benim mi
yalnız benim mi bu sarılmaya korkan yürek

ellerim de üşüyor bakışlarım da
bu ağustos gecesinde
yok muyuz
yoksa dalında çürüyen meyveler gibi
toplanmadan toprağa mı düşeceğiz
bir ah bile demeden

kırmızı çoğalıyor kaldırımlarda

Ali Osman YENER (Ağustos 2017)

Küskün

Küskün

Denize kūstū kadın
Arefe idi oysa
Bir bayrama gūn
Gōrmedi martı
Bilmedi deniz.
Bir çift gōzde
Ōyle safi hūzūn.
Arif olsan kaç yazar
Ellerine baktı kadın
Bir boșluğa bakarcasına
Devrili verdi gūn

12 Eylül, F. Yurtsever

Ali

 

Bir sabah vaktiydi
haberini almıștık.
Yılını sorma!
Yeterince ōncesi
yeterince üzücü
bir gence yakıșmayan
bir gidiș
bir sevdanın koruna
dūșüveren iki damla
gōz yașı gibi.
Cızzz etti sadece mașukun
yüreği
Bir șairin dizesindeki gibi
hani
“Leyla gelin oldu Mecnun mezarda”
șimdi.
Ișıklar içinde uyu
hocamız, Ali.